Yollar Kesildi

 

İlkokuldaydık. Bir sabah bize süt tozu içirdiler. Peynir yedirdiler. Tozunun, sütün kendisinden “daha şey” olduğu söylendi bize. Ne olduğunu anlayamadık ama “daha şey” olduğuna inandık. Peynirin ise bizim bildiğimiz beyaz peynirle uzaktan yakından ilgisi yoktu. Ama büyüklerimiz “adamların her şeyleri başka, peynirleri de peynir doğrusu” deyince, biz onun da “daha şey” olduğuna inandık. Şahsen Amerika benim hayatıma peynirle girdi.

Sonra Celal İnce’nin “Amerika, Amerika! Türkler dünya durdukça beraberdir seninle hürriyet savaşında...” şarkısını söylemeye başladığımızı hatırlıyorum. Sonra, bir süre Amerika ile ilişkilerim kesildi.

Ama uzun sürmedi. Hep yerli filmler gösteren kasaba sinemasına bir Amerikan filmi geldi. Böylece Amerikalılarla şahsen de tanıştım. Hepsi at üstünde dolaşıyordu. Çift tabancaları, uzun menzilli tüfekleri vardı. Tabancalarını işaret parmaklarında fır fır döndürüyorlardı. Altı atın çektiği tenteli arabaları vardı. Sakin sakin gidiyorlardı. Birden Kızılderililer saldırdılar. Onlar da hemen arabalarıyla bir daire oluşturup, çığlıklar atarak  çevrelerinde dönen yerlileri bir bir vurmaya başladılar. Sahnenin sonunda bir süvari alayı hücum borusu çalarak geldi, yerlilerin büyük bölümünü öldürüp, kalanların peşine düştü. Sinema alkıştan yıkılıyordu. Daha çocuktuk ve doğrusunu isterseniz, Amerikalı askerlerin Kızılderilileri “barış, özgürlük ve demokrasi için” kovaladıklarını bilmiyorduk.

Yıllar geçti, büyüdük. Dünyanın bizden, büyüdüğümüzden haberi olmadı ama biz dünyada neler olup bittiğini şiddetle merak ediyorduk.

Filmde gördüğümüz Amerikan süvarileri çoktan atlarından inmişler, helikopterlere, uçaklara, tanklara binmişlerdi. Tonlarca bomba atıyorlardı.

Alevli silahlarıyla insanları yakıyorlardı. Dünya kaynıyordu.

68’de bir meşale yandı ve gezegenin neresinden bakılırsa bakılsın görülebilen bu meşale gençliği ayaklandırdı.

Aylardan temmuzdu. Dolmabahçe Parkı’ndaydık. Geceydi. Şarkılar söylüyorduk. Gökyüzü yıldızdan geçilmiyordu. 6.filoyu bekliyorduk...

Yanımdaki arkadaşım “kayan yıldızı gördün mü?” dedi. Kayan Yıldız... Bir Kızılderili adı gibi geldi bana. Filmdeki Kızılderililer, ölünce gökyüzünde yıldız mı oluyorlardı acaba?

2004’e geldik. Aylardan Haziran.

İstanbul’u bir gelin gibi hazırlıyorlar. Kaldırımlar değişti. Asfaltlar yenilendi, binalar boyandı.Yollar kesildi... Daha da kesilecek.

Bir tablet peynirle hayatıma giren, bir daha da çıkmayan Amerika’nın Başkanı gelecek...

Ben henüz ne yapacağımı  bilmiyorum.

Dolmabahçe Parkı’na giderim herhalde. Yine yıldızlar olur. Yine onlara bakarım.  O sırada mutlaka birileri, bir yerlerde şarkı söylüyor olurlar. Onlara katılırım…

 

YAVUZ ÖZKAN

NOKTA (21 - 27 Haziran 2004; Sayı: 1094)