KARŞI PENCEREDEKİ KADIN

Sadri Alışık Tiyatrosu

Oyun 2 Perde

"Çok Ciddi Komedi"

  

Oyun yazılırken, karşı evin, film çekilerek bir sinema perdesinden gösterilmesi düşünülmüştü. Ancak teknik açıdan mükemmel bir sonuç yaratılamadı. Arkadan yapılması zorunlu film projeksiyonu için en az yedi metrelik bir mesafe gerekiyordu. Barkovizyon türü çözümlerde ise istenen  büyüklüğe ulaşıldığında fluluk başlıyordu. Bu nedenle klasik tiyatro dekoruna dönüldü.

Eğer yazıldığı sıralarda hayal edilenler gerçekleştirilebilseydi oyuncuların ikisi perdede, ikisi sahnede olacak ve karşılıklı oynayacaklardı.

Ancak perdeden klasik dekora dönülmesine rağmen, oyun bir sinema filmi anlayışıyla sahnelendi. Işık, müzik, efekt kullanımı, zaman aşımları, süperpozeler bir sinema filmindeki  gibi ele alındı.

 

Yazan - Yöneten

Yavuz Özkan

 Oyuncular

Selçuk Yöntem

Ayda Aksel / Simay Küçük

Nejat Birecik

Ece Okay

 Televizyondaki canlı yayın sunucusu

Nurseli İdiz

 Dekor Tasarımı

Yavuz Özkan

 Kostüm Tasarımı

Çolpan İlhan

 Işık Tasarımı

Önder Arık

 Dekor Uygulama

Ali Gökay

 Işık - Efekt

Harun Özden

 Asistan

Ece Okay

 

Prömiyer  1 Nisan 1999

 

"Dev bir orkestra düşün. Her enstrümanın önünde bir mum yanıyor. Partisyonunu çalan müzisyen önündeki mumu söndürüp sahneden çıkıyor. Sonuncusu da parçasını çalıyor, mumunu söndürüyor ve salon zifiri bir karanlığa gömülüyor. Ve o andan itibaren herkes kendi müziğini çalıyor." ...diye başlıyor oyun.

Ve birikimleri, yaşam tarzları, hayata bakışları, yaşamla baş etme anlayışları birbirinden çok farklı dört insan kendileri için bir çıkış ararken yolları kesişiyor. Kimi mumunu söndürüp çekip gidiyor, kimi hayal ettiklerinin peşine takılıyor. Hiçbiri diğerine yetmiyor, hiçbiri diğerini tamamlamıyor.

Ve her birinin  kendilerine ait olduğunu sandıkları hayatlarına, bilinenin ötesinde bir anlam yükleyebilmek için çırpınışlarını anlatıyor diye özetlenebilir oyun.

 

Adamın hayallerindeki  "dev orkestra" gerçek hayattaki karşılığını sokaktan geçen bir bandonun düzensiz gürültüsüyle buluyor. En kritik ya da en romantik anlar, dışarıda yaşanan hayatın kabalığını simgelemek için ya bir ambulans, ya bir matkap, ya da bir çöp arabası sesiyle bölünüyor.

İnsanların bu karmaşadan, belirsizlikten, şiddet ve sevgisizlikten kaçma isteği ise oyunda sık sık duyulan tren sesiyle vurgulanıyor.

 

Kısacası hayal, gerçek, güç, para, statü, kibir, hınç, şiddet ve yalan üstüne kurulu bir yolculukta her biri sahicilik ve içtenlik arayan dört insanın trajikomik öyküsü anlatılıyor.

 

YA DA;

 

"Hayat üstüne köşe yazıları yazan bir adam birlikte yaşadığı kadında bulamadıklarını karşı apartmanda oturan bir kadınla tamamlayacağını umar. Kadının gerçekte ne olup olmadığına bakmadan orada bir hayal yaratır kendisine.

Karşı evdeki kadın ise dört duvar arasına sıkışıp kalmıştır. Hayatı için daha duyarlı, daha coşkulu, daha "şiddetli" bir ilişkinin peşine düşer. Kadının kocası bu ilişkiyi fark eder. Yazar ise sevgilisine olan biten her şeyi anlatmaktadır. Kadının kocası evi basar ve bir dizi olay yaşanır" diye de özetlenebilir oyun.

  

Karşı Penceredeki Kadın:

-Sigortacı kocamla kendi dünyamızda yaşayıp giderken, bir gün gazetedeki yazılarından tanıdığım yazarla karşımızdaki pencerede karşılaştım. O güne kadarki hayatımda duymadığım şeyleri söylüyor, bana çok renkli, bir anı diğerine benzemeyen dolu dolu bir yaşam vaat ediyordu. Kendimde hiç tanımadığım şeyleri keşfettiriyordu bana. Bu adama aşık oldum. Hatta tanımadan aşık olmuştum diyebilirim.  O da bana aşık. Aramızda geçenleri sevgilisine anlatacak kadar de dürüst ve kendine güveniyor. O'nun için her şeyi yapabilirdim. Kocam durumu öğrendi ve korkunç bir tepki gösterdi. Tanrım, ben ne yapacağım şimdi!?

 

Koca:

-Biz karımla çok mutlu bir şekilde yaşayıp gidiyorduk. Bu aşağılık herif hayatımıza girdi ve her şeyi mahvetti. Karımı ayarttı. Benim için artık her şey bitti. Ben de onun hayatını bitirmeliyim. Ama neden bütün kadınlar bana bunu yapıyorlar ki. Eksiklik bende mi yoksa karşımdakilerde mi? Fakat o adamdan bunun hesabını sormalıyım. Ama ben kimseyi öldüremem ki.

Adam da aşağılık adi herifin teki ama dürüst biri galiba. Biraz benim müşterilerime benziyor aklı hep başkasının poliçesinde. Bilmiyorum, ne yapmalıyım bilmiyorum! 

Kadın:

-İş hayatım tepe taklak. Bütün gün beş para etmez adamlara prezantasyon yapıp duruyorum. Aşk hayatım deseniz, evlere şenlik. Sevdiğim adam, "ne müthiş bir maceradır yaşamak" derdinde. Epeydir evinden her çıkışımda oraya bir daha dönmemeye karar veriyorum fakat akşam iş çıkışında O'nu, orayı düşünmeye başladığımı fark edip paniğe kapılıyorum. Bu adam insanda bağımlılık yaratıyor. Ne zaman içimi dökmeye, baş edemediğim şeyleri paylaşmaya, bir arkadaşa, bir dosta, bir sığınağa ihtiyacım olsa O'nun yanına gidiyorum. Şimdi de karşı dairede oturan kadına aşık olduğunu söylüyor.

 Adam:

-Evet, karşı dairede oturan kadınla aramızda bir şeyler oldu. Yaşamımda eksikliğini duyduğum şeyleri tamamlayacak birisi gibi geldi bana. Ben karşı dairede her gün gözlerimin önünde olan bir hayal yarattım kendime. Fakat ben kimsenin hayatını mahvetmedim.

 

Z - 1 FİLM ATÖLYESİ YAVUZ ÖZKAN HERKESİN BİLDİĞİ SIRLAR