Denize ulaşmak lazım

 

Yeni filmimin senaryosu geçen hafta bitti.  Senaryoyu yazmaya başlarken, “hayata bir film armağan edebilme” heyecanıyla yanıp tutuşuyordum. 

Sanırım 10 ya da 12 kere yazdım.  Her satırı yazarken, bu film yeryüzünde yaşayan bütün insanları kucaklasın istiyordum.  Bittikten sonra bu hayalimin  gerçekleşebileceğine daha çok inanmaya başladım.  Bu beni çok heyecanlandırdı ve coşkumu  birileriyle paylaşmak istedim.

Filmin kahramanı Müjdat, 55-60 yaşlarında romantik, sevgi dolu, coşkulu bir adamdır. Hiç kaybetmediği  yaşam sevincini herkesle cömertçe paylaşan birisidir. Sefaleti de, ihtişamı da köküne kadar yaşamıştır. Bedeli ne olursa olsun, hiç kimse ona istemediği bir şeyi yaptıramaz. Kaybeder ama yenilmez.

Hayatla didişmekten asla vazgeçmez. 

“Bu dünyaya hiç gelmeseydim ne eksik kalırdı, varlığım ne işe yaradı” sorusuna cevap arar bıkmadan usanmadan. Hayatını bu sorulara eşsiz cevaplar verebilmeye adamıştır.

Masal anlatacağım der bir gün. Şehir şehir, kasaba kasaba, dağ taş dolaşıp masal anlatacağım.Yakın arkadaşları bir kez daha endişelenirler onun için. “Ne masalı” derler. Bu zamanda masal kimin umurunda, seni kim dinler,  saçmalıyorsun, yine üzüleceksin vazgeç bu sevdadan.

Müjdat vazgeçmez çünkü, hayatın bu masallara ihtiyacı olduğunu düşünmektedir.

Yollara düşer. Uçsuz bucaksız bozkırların, yağmurların, fırtınaların, cehennem sıcaklarının, insanın yüreğini parçalayan yoksullukların ve göz kamaştırıcı zenginliklerin içinden geçer.

Hayata dair masallar anlatır. Övülür, yerilir, yuhalanır ama bu sevdadan vazgeçmez.

Bir adam varmış diye başlar masallarından birisine. Her sabah gözlerini açar açmaz evinin yakınından  geçen nehrin kıyısına gider, suyun sesini dinlermiş.

Nehir kimi zaman öfkeli, kimi zaman sakin, kimi zaman bulanık, kimi zaman da pırıl pırıl akarmış. Hiç bıkmıyor, usanmıyor, yorulmuyor durmadan akıyor diye düşünürmüş adam.

Bir gün dayanamamış, “ey akarsu nereden gelir nereye gidersin” diye seslenmiş. Nehir dile gelmiş. “Dağlardan gelirim, çook uzun yollar aşarım, denize ulaşmaya giderim.”  “Nedir bu deniz dediğin” diye sormuş adam. “Bunca yolu gitmeye, bunca yorgunluğu çekmeye değecek bir şey midir?”

“Her şeye değecek bir şeydir” demiş nehir. “Sonunda denize ulaşmayacaksan  nehir olmanın ne değeri olur ki...”

Adam bir hoş olmuş. Nehrin hiçbir engel tanımadan taşları, kayaları aşarak,

coşkuyla denize doğru gidişini, seyretmiş nefes almadan.

“Şimdi anladım” demiş adam. “Azametini şimdi anladım.”Nedense sesi kısık çıkmış biraz. Nehir duymuş ama cevap vermemiş.

Adam ayağa kalmış, deniz nerede acaba diye bakınmış etrafına. O an, inanılmaz bir sevinç duymuş içinde.

 

YAVUZ ÖZKAN

NOKTA (24 - 30 Mayıs 2004; Sayı: 1090)